Bilişim hukuku avukatlarına göre kripto para veya stablecoin'ler Türkiye'de henüz yasal bir mevzuata tabi değiller. Ancak Türkiye'den bir stablecoin çıkarmak için dikkat edilmesi gereken bazı kritik noktalar var.

Türkiye'nin teknoloji yol haritasında Bitcoin (BTC) adı geçse de, kripto paranın kanun nazarında tanınması için henüz alınması gereken bir yol var. Ulusal bir dijital para birimi için yapılan çalışmalar hiç kuşkusuz bu yolculuğu hızlandıracaktır. Yine de bugünden yerli ve milli bir stablecoin hazırlamak isteyen girişimciler "ahde vefa" ilkesi başta olmak üzere hukuki kaideleri gözetmek durumundalar.

Stablecoin ne işe yarıyor?

Kripto para birimleri, merkeziyetsiz yapılarıyla sınırlar arası para transferini eşsiz biçimde kolaylaştırıyor. Buna karşın aynı merkeziyetsiz yapı ve "rezerv" mekanizmasının yokluğu, bu yeni nesil parayı spekülasyona ve dalgalanmalara açık hale getiriyor. Çözüm ise, değeri ABD Doları veya Euro gibi resmi para birimlerine sabitlenmiş bir dijital paradan geçiyor. Bu para blockchain altyapısıyla, kriptografik nitelikte üretilirse adı stablecoin oluyor. 

Stablecoin'lerin piyasadaki hacmi gün geçtikçe büyüyor. Hatta bugün en çok işlem gören stablecoin olarak öne çıkan Tether, en büyük değere sahip kripto para birimi Bitcoin'den daha fazla kullanılıyor. Cointelegraph'a açıklamada bulunan bilişim ve fikri mülkiyet hukuku uzmanı Av. Elif Petek Özlü, stablecoin'lerin hem kripto paraya hem blockchain teknolojisine karşı oluşan önyargıyı kırmak için tasarlandığını belirtiyor. Peki, alıcısına maddi olarak daha güvenilir bir ortam sunma amacıyla çıkarılan stablecoin'ler hukuki açıdan güvenli sayılabilir mi?

Stablecoin yasal açıdan nasıl değerlendiriliyor?

Av. Elif Petek Özlü, diğer kripto paralar gibi stablecoin için de ilk hukuki değerlendirmenin iki açıdan yapıldığını belirtiyor: İhraç edilen kripto paranın taşıdığı ekonomik fonksiyon ve sahibine sağladığı hakların tespiti.

"Kimi kripto paralar pekala birer sermaye piyasası aracı kapsamına girebilecek iken, kimileri yalnızca bir taşınabilir eşya niteliği taşıyabilir. Bu nedenle her kripto paranın ayrı bir değerlendirmeye tabi tutulması gerekiyor."

Uluslararası ölçekte bakıldığında; FINMA'nın 11 Eylül 2019 tarihli açıklamasına göre, stablecoin kaynaklı kar ve kararın kim tarafından üstlenildiğine göre hangi mevzuatın işletileceği değişkenlik gösteriyor. Benzer şekilde, "bir tazminat yükümlülüğü olduğunu iddia etmeyen, yalnızca alternatif bir stabilizasyon mekanizması sunduğunu ifade eden stablecoin ihraççılarının da lisans alma zorunluluğu olabileceği" belirtiliyor.

Türk Hukuk Sistemi'nde stablecoin'in yeri var mı?

Bu sorunun en kısa yanıtı hayır:

Stablecoin'lerin Türkiye'de herhangi bir mevzuat kuralına tabi olmadığını belirtiyor. Yine de bu belirsizliğin, yerli bir stablecoin çıkarma hedefi olan girişimcileri yanlış yönlendirmemesi gerektiği konusunda uyarıyor: "Yerel paraya endekslenmiş ve ihraç edilen stablecoin’lere karşılık gelecek tutarda parayı rezervlerinde bulundurduğunu iddia eden bir stablecoin girişimi, her şeyden önce bir taahhüt altına girmiştir ve bu taahhüdün hukuki sonuç doğurması kaçınılmazdır.

En yaygın stablecoin olan Tether, bugün itibarıyla dolar karşısında 1:1 değere sahip olmaması nedeniyle muazzam davalarla karşı karşıya. Dahası, Tether dolaşımda olan her USDT için 1 dolarlık nakit parayı rezervinde bulundurmadığı daha önce tespit edildi. Özlü'ye göre rezervin yüzde 74 oranındaki kısmı, nakit ve bir miktar Bitcoin şeklinde saklanıyor. Tether, ayrıca, kullanıcı sözleşmesinde sonradan yaptığı değişiklik ile, rezervlerinin nakit veya başkaca malvarlığı değerleri ile üçüncü kişilerden olan alacaklarından oluştuğunu belirtti.

Tether'in bu sözleşmeyi tek taraflı ve kendi lehine olacak şekilde hazırlayıp, istediği gibi değiştirebilmesinin Türk hukukunda yeri yok. Buna karşın, Tether'e Türkiye'den bir hukuki yaptırım beklemek gerçekçi olmayacaktır. Ne var ki, Türkiye'de ihraç edilecek "yerli ve milli" bir stablecoin'in yerel yasalarla karşı karşıya kalması son derece mümkün.

"Anılan genel ‘verilen taahhüde uygun davranma’ sorumluluğunun yanı sıra, stablecoin’lerin ihraç ediliş ve kullanım alanları bakımından elektronik paraya benzediği ve her an elektronik para mevzuatından kaynaklanan bir lisans alma yükümlülüğünün getirilebileceği de gözden kaçırılmamalıdır. Buna örnek olarak Avrupa Merkez Bankası'nın Ağustos 2019 tarihli raporu verilebilir. Paraya endeksli stablecoin'ler ile elektronik para arasındaki benzerlikleri vurgulayan bu raporda, benzer lisans kurallarına tabi olunması durumunda stablecoin'lerin de piyasa oyuncuları tarafından kabul görebileceği öngörülüyor."

Üç harfli iki kırmızı çizgi: AML ve KYC

İster stablecoin olsun ister dalgalanmaya açık bir kripto para birimi, ihraççıların kara para aklamayla mücadele (AML) ve Müşterini Tanı (KYC) yükümlülükleri bulunuyor. Bu iki uygulamanın uluslararası alanda kabul gördüğünü kaydeden Özlü:

"Terör finansmanının ve kara para aklamanın engellenmesi ve dolandırıcılığın önüne geçilmesi açısından, ilgili bankacılık mevzuatı ve uluslararası sözleşmelerden kaynaklanan ve hali hazırda uygulanmakta olan KYC mekanizmasının işletilmesi hususunda hassas davranılmalıdır."

Kısacası, stablecoin projelerinin Türkiye'de hayata geçirilmeleri için yasal bir engel bulunmuyor. Ancak bu projelerin gerçek anlamda faaliyete geçmeleri ve kabul görmeleri için "müşteri menfaatlerinin gerek finansal gerekse hukuki açıdan en geniş derecede korunması için mümkün olan tüm tedbirlerin alınması, stablecoin'lerin dayanak rezervlerinin şeffaf ve denetlenebilir olması ve temel hukuk prensibi olan ‘ahde vefa’ ilkesine uygun şekilde faaliyet gösterilmesi" gerekiyor.